DÜŞÜNCE

Önceliğimiz Hangisi ? Risk Yönetimi mi? Kriz Yönetimi mi?

08 Ağustos 2020
Kriz; ekonomik sebepler, doğal afetler, siyasal açmazlar ve toplumsal olaylardan kaynaklanabilir. Krizin en belirgin özelliği belirsiz bir durumun ortaya çıkmasıdır. Ortada hazır şablon bir çözüm bulunamaz. Olayların niteliğine göre denklemi yeniden kurup yaratıcı çözümler üretmek gerekir. Bu aynı zamanda yeni bir gelişmenin kapısını da aralayabilir. Gerek ülke yönetiminde gerekse insanın hayat yolunda beklemediğimiz gelişmeler bir kriz doğurabilir. Bu hayatın olağan akışında her zaman olabilecek bir durumdur. Kriz yönetimi ancak yeni koşulları dikkate almak, esnek düşünebilmek ve bilinen çözümler yerine farklı çözümler üretmekle mümkün olur.

Kifayetsiz Muhterislerin Can Simidi: Mantık Hataları

07 Ağustos 2020
Çoğumuzun şu veya bu zamanda, konuşurken, düşünürken ve yazarken içine düştüğümüz, bazılarımızın bilerek yapmamaya çalıştığı, ama elinde sağlam deliller ve entellektüel dağarcığında yeterli birikim olmayan kifayetsiz muhterislerin adeta bir can simidi gibi sarıldığı başlıca mantık hataları 11 başlık altında toplanabilir. Bazen kasıtlı olmadan, bilinçsizce yapılsa da çoğu kez bilerek, isteyerek, kasıtlı olarak, gündem değiştirmek, dikkati başka yöne çekmek ve birilerini itibarsızlaştırmak amacıyla yapılan başlıca mantık hatalarının her biri aşağıda kısaca açımlanmıştır.

Cinsiyetçi şiddetin psiko-sosyolojisi

30 Temmuz 2020
Farz-ı muhal kızımız ona açıldı, zalim baba da imana geldi… Evlendiler. Ne oldu? ‘Zalim baba’nın yerine geçen yazıcı, öteki erkek, bu kez mabedin yeni sahibi oldu. Zalim babanın devrinde Ortodoks mabediyken faraza Katolik mabedine çevrilen kadın, hala erkek tanrılarının kapatması. Mihraptaki Meryem gibi, önce mabede girmesine izin verilmez. Zekeriya’nın, bir koruyucu erkeğin, himayesi sayesinde mabette yer edinen Meryem, kucağında İsa bebekle kavmine geldiğinde, bu kez iffetsizlikle suçlanır.

Yazarın Kendine Yabancılaşması

30 Temmuz 2020
Özellikle öykü ve roman yazarları okudukları kitaplarla birlikte eserlerini oluştururken kendi hayatlarından ve yaşadığı toplumdan beslenirler. Bazı yazarlar sadece kendi hayat deneyimlerinden yola çıkarak eser verirler. Ama bu kaynak çok sınırlıdır. Bu nedenle bazı yazarlar kendi biyografik dünyalarındaki anlatacakları bittiğinde eser vermeyi bırakır. Bazı yazarlar ise yaşadıkları toplumdan beslenirler. Toplumdan beslenme halinde daha geniş bir alan vardır. Çünkü toplumdaki çeşitlilik ve değişkenlik oldukça fazladır.

Mekanın Pazarlaşması ve Kentin Dönüşümü

27 Temmuz 2020
Kent günümüzde birçok imkanın ve sorunun kesiştiği bir mekan. Prof. Dr. Cengiz Anık ve Dr. Adnan Tekşen bu söyleşide tarih içinde kentin ortaya çıkışına zemin hazırlayan gelişmeleri anlattıktan sonra modern toplumda kentin nasıl oluştuğunu, kentin sanayi toplumuna geçiş nedeniyle kırdan aldığı göçü nasıl massettiğini ortaya koymaya çalışıyorlar.

Sağduyumuzu Yitirdik Hükümsüzdür

27 Temmuz 2020
Bilginin her amaca uygun kılıflarla satıldığı bir çağın şaşkın müşterileri olduk. Çünkü bilgi de bir meta.. Bilgi üretiliyor. Doğru. Ama bilgiyi üretenler, bilgiyi kullanım değerine göre üretiyor. Bilgiyi üretenlerle tüketenlerin arasına simsarlar girmesi bilginin bir düşünce malzemesi değil, bir algı malzemesi haline gelmesinin sonucu. Buna bağlı olarak  aydın da yorumcu duruşunu, simsarların pazarladığı bilgilerle kullanım alanını dikkate alarak ayakta duracağını bilerek ayarlıyor.

Radikal Bir Biçimde Değişen Hayatımız, Avam İyimserliği ve Amatör Hayırhahlık

26 Temmuz 2020
Bizde ise böyle bir “radikal değişim” kavrayışının bir türlü yerleşmemesi nedeniyle “radikal bir biçimde değişmekte olan hayatımız”ın çözülmemiş problemleri, tepeler, dağlar ve hatta himalayalar oluşturacak şekilde sürekli biriktiği için, “avam iyimserliği”nin “amatör hayırhahlık”tan ibaret gayretkeşliği olarak mayalanmış “Muhafazakâr iş bitiricilik”, problemleri kavramak yerine, özellikle “ceberut devlet tarafından kökten ihmale terkedilmiş zavallı halk”ın sıkıntılarını gidermek üzere koşunan bir kitle yarattı. Önceki sağ iktidarlar döneminde kudret ve servetle halvet oldukça, bu “amatör hayırhahlık”ın mayası, “bal tutup yalanmış parmak” seviyesinden “bal küpünün kısm-ı ekserini yanaşmalarına pay eden” bir yolsuzluk siyaseti derekesine gerileyerek çürümüştü.

Töre Cinayetlerinden Kadın Cinayetlerine İdam Cezası

25 Temmuz 2020
En son Pınar Gültekin’in katli hem “İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılsın mı?”, hem de “idam cezası geri gelsin mi” tartışmasını yeniden alevlendirdi. İstanbul Sözleşmesi bahs-i diğer; kadın cinayetleri bir türlü bitmiyor ve önlenemiyor. Cinayet boyutuna varmayan taciz ve tecavüzler, aile içi şiddet vak’alarının kâhir ekseriyeti istatistiklere bile giremiyor. AB reformları uğruna ve siyasi idamların tekerrür etmemesi, “iki sağdan iki soldan” asarak güya adaleti sağlayan Evren Paşa garabetlerinin yaşanmaması arzusuyla idam cezası Türk Ceza Kanunu’ndan (TCK) silindi.

Bitmeyen Cinayetler, İstanbul Sözleşmesi ve Görmek İstemediklerimiz

23 Temmuz 2020
İstanbul Sözleşmesinin adının neden İstanbul Sözleşmesi olduğunu da anlayabiliriz. 2009 Nahide Opuz cinayetini hatırlayın. İlk defa AİHM başvuru üzerine bir devleti yani Türkiye’yi, her yere başvurmasına rağmen bir vatandaşını koruyamadığı adeta ölüme bile bile sürüklediği için mahkum etmişti. Sonra ve hala günümüzde aynı cinayetler tekrar etti. İstanbul Sözleşmesi ve ona göre çıkarılan 6284 sayılı yasa bu tür şiddet ve cinayetlerin önlenmesi için elimizdeki en somut ve tek belgedir.

Mamma li Turchi! Ayasofya Cami Olmuş: One Minute!

18 Temmuz 2020
​ Ayasofya meselesi, müze olmasını isteyenler için de, camii olmasını isteyenler için de dini değil siyasi bir meselesidir. Bunu itiraf etmeyip, hümanizma ya da dinler arası diyalog adına konuya girenlerle meselenin konuşulacak bir zemini yoktur.  Çünkü, mesele nihayetinde İstanbul’un müslüman Türkler tarafından fethedilmesi ile ilgilidir. Yani mesele bir ‘mamma li turchi’ meselesidir. Tarihin akışını değiştiremeyenler, Ayasofya’yı müze olarak tutmakla, bu fethin onurunu, fethin çocuklarından geri almak istemişlerdir. Cami yapılarak da fetih tekrar onurlandırılmış, Lozan’a cevap verilmiştir ​