Kral Thamus, Şuursuz Büyücüler veya Teknolojiyle İmtihanımız

14 Mayıs 2020

 

 

Modernleşme hikâyemizin önemli tartışma başlıklarından birisi de geniş anlamıyla teknolojidir. Hatta pek çok noktada tüm bu sürecin amacının ve başarısının teknolojinin pürüzsüz şekilde aktarılması olduğu söylenebilir. Bir tür ‘organ nakli’ gibi buradaki bünyenin muhafaza edilerek bu bünyeyle uyumlu yabancı bir parçanın monte edilmesine benziyor mevzu. Tartışmamızın genel niteliği de aktarılacak bu parçanın ait olduğu bünyeyle ilişkisinini ne olduğunda düğümleniyor. “Batı’nın teknolojisini alacağız ancak ahlakını almayacağız” tartışmasında kilit noktanın teknolojinin içinden çıktığı toplumun tarihiyle, kültürüyle, inancıyla bağımlı olup olmamasıyla ilgili olduğu görülüyor. Dolayısıyla mesele, teknoloji ile beraber gelecek ve toplumun ahlaki, kültürel insicamını bozacak ‘Batılı-Hristiyan’ değerlerin o teknolojiye içkin olup olmadığıdır. Oysa ‘teknoloji’ tartışmasını bunun ötesine kaydıran veya kaydırması gereken daha önemli bir bakış ve yaklaşım söz konusu.

Heidegger ‘teknolojinin özü teknoljik bir şey değildir’ ve ‘o bizatihi bir tertibattır veya Latincesiyle, bir instrumentumdur’ der. Lewis Mumford, Jaques Ellul, Ivan Illıch, Neil Postman gibi düşünürler Heidegger’in bu çözümlemesi gibi teknolojiye bir tür şerh düşen, şüphe ve itirazla yaklaşan ve onu daha geniş bir eleştirellik içinde ele almaya çabalayan isimler. Bizde de İsmet Özel’i bu açıdan zikretmek gerekiyor. ‘Üç Zor Meselesi’nden birisi bu mevzudur bilindiği üzere.

Modernleşme serüvenimizin bu anlamda belki de en müşahhas vurgusu ‘matbaa’dır. Matbaanın alınmasının bir önkabul olarak alındığı bu söylem onun neden geç alındığı ve bunun oluşturduğu tarihsel-toplumsal maliyet üzerinden şekillenir. Oysa Gütenberg’i ‘büyücülükle’ itham eden Cemil Meriç mevzuda dikkatlerimizi sanki başka bir noktaya çekme çabasında görünüyor. Koronavirüs nedeniyle evlerimize mahkum olduğumuz şu günlerin en belirgin özelliklerinden birisi de teknoloji yoğun bir yaşama geçmiş olmamızdır. Eğitimimiz yeni teknolojiler üzerinden veriliyor, pek çok kişi işlerini bu teknolojiler aracılığıyla evinden yürütüyor vs. Gittikçe artan teknolojikleşmenin/dijitalleşmenin insanlık tarihinin büyük bir trendi olduğu aşikar. Trans-hümanizm, syborglar, mikroçiplerin insan vücudunda kullanılması vs. gibi pek çok mevzu artık gündelik hayatımızın haber başlığı. Klonlama, nakil vs. gibi tüm bu gelişmeler bizde daha çok komplocu bir dilin gizeminde tüketiliyor olsa da bir tür olarak insanın geleceği, bütün bunların ahlakiliği gibi zor ve çetin bir tartışma alanı esasında. Teknolojinin toplumsal hayatın organizasyonundan bireysel ilişkilerin tanzimine uzanan geniş ölçekli bir alanda ne tür yapısal müdahaleler taşıdığına bir iki örnek üzerinden dikkatleri çekmek istiyorum. Zira modernleşme sürecimizin başındaki ‘teknoloji’ tartışmamız devletin bekası ve Batı’nın fiili ve hegamonik taarruzu nedeniyle baskılanmış, zamanla da alıcısı olmayan tarihsel bir hadiseye dönüşmüştür. Yukarıda da değindiğim üzere Cemil Meriç "Şuursuz bir büyücü Gütenberg! Işığı paçavraya hapsetmiş. Yüzyılları kutularla doldurmuş Gütenberg'in çocukları, peygamberleri işportaya dökmüş; tuğla kadar değeri kalmamış dehanın. Eflatun, bir sokak kadını gibi her isteyenin yatağına koşuyor. Don Kişot futbol maçı biletinden ucuz." şeklinde canı yanmışçasına çok sert bir dille konuşuyor. Bu dil İngilitere’de sanayileşme ile birlikte bir anlamda yeni teknolojik düzenin neden olduğu iş kayıpları nedeniyle teknolojik aletleri hedef alan saldırgan Ludist hareketin tepkiselliği ile karıştırılmamalı. Çok daha yapısal, çok daha sofistike bir eleştiri var burada. Meriç’in bu eleştirisi tıpkı Kral Thamus’un asırlar önce yazıya ilişkin koyduğu çekinceye benziyor. 

Platon’un Phaedrus adlı eserinde, Yukarı Mısır’ın büyük bir şehrinin kralı Thamus hakkında bir hikâye anlatır. Sokrates’in, arkadaşı Phaedrus’a anlattığı hikâyeye göre, Kral Thamus bir keresinde sayılar, hesaplama, geometri, astaronomi ve yazı dahil birçok şeyin mucidi tanrı Theuth’u ağırlar. Theuth, Kral Thamus’a buluşlarını sergiler ve bu buluşların Mısır’da adamakıllı bilinmesi ve mevcut olması gerektiğini söyler. Sokrates hikâyesine şöyle devam eder: Thamus bütün buluşların ne işe yaradıklarını inceledi. Her bir buluşu beğenip beğenmediğini dile getirdi. Kral Thamus’un Theuth’a ait buluşların her biri için neler söylediğini sayıp dökmek çok vakit alacaktır. Fakat, sıra yazıya gelince Theuth: “Sayın Kralım, bu Mısırlıların bilgeliğini ve hafızalarını geliştirecek bir başarıdır. Bilgeliğin ve hafızanın reçetesini buldum.” dedi. Thamus ise; “Ey mucidlerin piri, icat yapmak ayrı şey, icadın onu kullananlara fayda mı yoksa zarar mı getireceğini kestirmek ayrı şey. Harflerin babası olan sen, kendilerine duyduğun sevgi dolayısıyla onlardan verecekleri neticenin tam aksi bir neticeyi bekliyorsun. Yazıyı kullanmaya başlayanlar hafızalarını kullanmaktan vazgeçecekler ve unutkanlaşacaklar. Bir şeyleri hatırlamak için iç kaynaklarını kullanmak yerine harici bir takım işaretlere bel bağlayacaklar. Sen hafıza için değil, hatırlama (recollection) için bir reçete keşfettin. Bilgeliğe gelince, öğrencilerin, hakikati olmayan bilgelikleri sayesinde şöhrete ulaşacaklar fakat aslında bir yol göstericiden yoksun öğrencilerin sadece malumat sahibi olacaklar. Sonuçta belki bilgili sayılacaklar ama birçok şeyin cahili olacaklar. Gerçek birer bilge olmak yerine bilgileğini gururuyla yetinen bu insanlar toplum için de birer yük haline gelecekler.

Thamus’un yazının ‘hafıza’ ve ‘bilgelik’ üzerinde yapacağı değişime dikkat çekmesi ile Cemil Meriç’in ‘şuursuz büyücü Gütenberg’ eleştirisi paralel bir yöne dikkat çekiyor. Bu tıpkı Marshall Mcluhan’ın ‘araç mesajın kendisidir’ (The medium is the message) aforizmasıyla altını çizdiği durum gibi teknolojinin insan uzvunun basit bir uzantısı olarak konumlandırılamayacağının teyididir. Her yeni teknoloji iletilmek istenilen mesajı, yarına, bir sonraki kuşağa aktarılmak istenen kültürü, değeri, inancı, düşünceyi, toplumsal hayatı ve ilişki biçimini hiç beklemediğimiz şekilde dönüşüme uğratmaktadır. Bu açıdan yazıyı, onun seri basım teknikleri üzerinden kullanımını mümkün kılan matbaayı bu eleştirellik üzerinden değerlendiren bir bakışa, bugün hayatın genetiğini büsbütün değiştiren yeni teknolojiler karşısında hayati düzeyde ihtiyacımız var. Zira yeni teknolojilerin sunduğu imkânlarda mevzuyu tüketen bakış maruz kaldığımız risklerin ve bu imkânlar için verdiğimiz bedelin ne olduğunun pek farkında olmuyor. Hele hele yeni teknolojilere adaptasyonun hem bireyler hem de devletler için bir tür ‘var oluş’ biçimine dönüşerek meşrulaştığı günümüzde en azından karşı karşıya kaldığımız duruma ilişkin Kral Thamus’un basiretiyle konuşacak insanlara ihtiyacımız olduğu aşikar.

Açık konuşmak gerekirse teknolojiyi yol aldığı istikametten alıkoyacak bir imkân ve otoriteden yoksun olduğumuz gibi bu yöndeki bir zihinsel duyarlılıktan da yoksunuz. Dolayısıyla maruz kaldığımız, nesnesi olduğumuz bir sürecin gönüllü taşeronluğunu yapmak yerine Wittgenstein’in dil bağlamında yetkinlikle dile getirdiği ‘dil sadece bir taşıt değil aynı zamanda şofördür’ tespitine kulak verir şekilde bir duyarlılık geliştirebilirsek en azından yaşadığımız sürecin mahiyetine ilişkin farkındalık geliştirme imkanımız olacak. Kürselleşme tartışmalarında sürecin önüne geçilemezliğini vurgulamak için ‘tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bak’ şeklinde kaba bir benzetme yapılırdı eskiden. Teknoloji tartışmamızda ise açık konuşmak gerekirse ortada bir tecavüz olduğu düşüncesinde olan bile yok. Hepimiz gelenin iyiki geldiğini ve alacağımız zevkin azamisini almamız gerektiği düşüncesiyle yol alıyoruz. Bu yol ile de bu yolculuk ile de bir problemimiz yok.

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.