DÜŞÜNCE

Gelişim mi Tekâmül mü?

25 Aralık 2021
Sömürgecilik hareketi, sanayi devrimi, kapitalizm “gelişim-gelişmek” kavramını bizim bilincimize de bilinçaltımıza da daima “bilim ve teknik” açısından ileri gitmek, ilerlemek, sürekli yenilikler üretmek anlamına gelecek biçimde yerleştirmiş. Ve bu kavramın mutlak biçimde doğru ve iyi olduğu zihnimizde yer etmiştir. Kavramların çağrışımları da olumludur.

"Çelik Çekirdek", Devlet ve Demokrasi Meseleleri

25 Aralık 2021
Uzakdoğu'da "otoriter kalkınma"nın son ve dev örneği Çin'dir. 2000'ler başından beri yükselmiş olup şimdi ABD ile güç yarışına girmiştir. Çin hala otoriter bir siyaset ile serbest pazarın çalışma disiplinini birleştirerek büyümeye devam etmektedir. Bugün Çin dışında Uzakdoğu'daki tüm güçlü ekonomilerin modern demokrasilere döndüklerini görüyoruz. Ne var ki, daha önceki güçlü ve otoriter yönetimler altında disiplinli kalkınma dönemi Türk devlet ve siyaseti içindeki kimi gruplara hep cazip gelmiştir. Mahçupyan'ın ifadesiyle "diğer tarafın da bir cazibesi vardır". Geleneksel olarak Türk siyasi sağı bu tip kalkınma modellerine hep sıcak bakmıştır.

Misvâk Üzerinden Hz. Peygamber’in Örnekliğini Okumaya Giriş

22 Aralık 2021
Bir kere, misvâk fırçalama aleti demek olup hacıların getirdiği ud ağacının dallarından olabileceği gibi zeytin ve nar gibi ağaçların ince dallarından da yapılır. Doğal bir diş fırçasıdır. Doğal gıdalarla beslenen bir toplumun doğal diş fırçası kullanması ne kadar doğalsa, kimyevi boyalarla renklendirilmiş rafine gıdalar tüketen bir toplumun da diş fırçası, macun, gerekiyorsa diş ipi ve ara fırçası kullanması da o kadar tabiidir.

Asgari Ücret, Yapısal Şiddet veya Geminin Güvertesinde Ne Oluyor?

17 Aralık 2021
Yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki büyük çaplı hareketlilik “asgari ücret”lilerin zaten düşük olan alım gücünü iyice düşürerek adeta bu insanları paryalaştırmakla kalmıyor aynı zamanda yürütülen ekonomi-politik ve toplu sözleşme pratikleri üzerinden sosyo-ekonomik anlamda derme çatma bir ‘orta sınıf’ görünümü arz eden kamu çalışanlarının kahir ekseriyetini de alt tabakaya doğru süpürüyor. Değişik parametreler üzerinden gözlemlediğimiz üzere gelir adaletsizliğinin gittikçe derinleşmesi sadece tüketim alışkanlıklarımızı ilgilendiren ve böyle bir lokasyonda tüketilebilecek bir mesele değil.

Kitaplara Sığınan Adam: Cemil Meriç

13 Aralık 2021
Gerçek bir yazarın toprağa sırlanması, bir tohumun toprağa atılmasına benzer. Onun gidişi bir yok oluş değil, bilakis diriliştir. Yazıp çizdikleri ne zaman gerçek bir okura ulaşacak olsa, yazar bir daha dirilir. Yeniden ve defalarca dirilir... Ölüm geldiğinde herkesin söz hakkı bitse de bir yazarın söz hakkı ve konuşma süresi hiç bir zaman bitmez. Hayattayken söyledikleri kürsüye geçer ve sahibine vekâleten onlar konuşmaya başlar. Sözü daha da bereketlenir. Ebedîleşir. Yeşerir. Bire bin verir. Geçmiş Zaman Söyleşileri, bu bereketin tecessüm etmiş hâlidir. Ardında eserler bırakan yazarların, hayattayken yazıp çizdiklerini büyük bir titizlikle ve dikkatle okuyarak müstesna fikirleri ve altı çizilen satırları yeniden gün yüzüne çıkarmak ve onları hayalî bir söyleşi ikliminde okura yeniden sunmaktır. Bundan murad, kıymetli söz’e ve o sözü söyleyene bir vefa borcudur. Sözün sahibini hayırla anmak ve onun sadaka-i câriyesi olmaktır.

Güvenlik Politikaları ve Türkiye’nin Yeni Kırmızı Kitabı

08 Aralık 2021
Tüm dünyada giderek artan güvenlikçi politikaların etkisi Türkiye içinde geçerliği olacağı çok rahatlıkla söylenebilir. Görünen o ki; Türkiye, 15 Temmuz darbe girişimi ve öncesinde zedelenen ve ifşa olan Kırmızı Kitabını yeniden yazıyor. Kitabın içeriğini muhtemeldir ki yazanlar yani muktedirler bilecek. Ancak şurası kesin ki bu kitabın içeriği önceki kitaptan daha keskin ve sert maddeler içereceği söylenebilir.

Bilmek İnanmak

04 Aralık 2021
Bilmek mi önce gelir, inanmak mı? Bilgilerimizin büyük bir bölümünü hazır buluruz ve inancımız yine çok büyük ölçüde bunlardan oluşur. Biliyoruz dediklerimiz bize öğretilendir, tıpkı inandıklarımız gibi. İnanmak eleştiriyi kapıda bırakır, bilmekse eleştiriye açıktır. 

20. Milli Eğitim Şûrası Üzerine

04 Aralık 2021
“Eğitimde fırsat eşitliği”, şu anki Şûra çalışmalarında ve benzeri bazı metinlerde ele alındığı üzere, alan içinde gerçekleşen teknik-tali aksaklıklar üzerinden okuyabileceğimiz, o lokasyonda tüketebileceğimiz bir mevzu olmadığının altını tekrar çizelim. Eğitim alanı içinde yer aldığı daha geniş ve büyük bir alanın yansıtıcısı oluyor çoğunlukla. Yani eğitim de içinde yer aldığı hayatın niteliğinden, o hayatın eşitsiz ve eşitsizlik üreten koşullarından bağımsız değil. Her ne kadar bu eşitsizliği gideren mucizevi aygıt olarak gösterilse de en azından meseleyi bütüncül kavrayabilmek açısından buna çekince koymakta fayda görünüyor.

Ulusların Ruhu Yaşlanırsa

01 Aralık 2021
Ulusların ruhu da bireyler gibi yaşlanıyor. İnsanın çocukluktaki fiziki ve ruhi hallerinin yaşlılıkta da tezahür etmesi gibi, “ortak ruhumuz” da tekâmülünü tamamlıyor. O da çocuklaşıyor vesselam. Olgunluk nasıl ki erdemin kapısı olabiliyorsa, yaşlılık da çocukluğun kötü bir kopyası gibi evreni kuşatıyor. Ortak ruhumuzun çocukluğu neresi? İlk insanlar mı? Bilginin ve teknolojinin bu denli hızlı geliştiği bir dönemde ortak ruhun ilk insana gönderme yapması normal mi? Ya da mümkün mü? Bilgimizi kutsamaya hiç gerek yok. Nietzsche der ki: “herkesin öğrenme hakkının olması, zamanla sadece yazmayı değil, düşünmeyi de mahveder”. Yani? Bilgimize fazla anlam yüklemeye gerek yok.

Enflasyon, Faiz, Sebep-Netice, Vesaire Vesaire…

21 Kasım 2021
Öncelikle şu noktanın altını önemle çizerek başlayalım: politikacıların, idarecilerin yahut bürokratların pek hoşuna gitmese de, iktisadın da –aynen fizik kanunları gibi- evrensel yasaları vardır. Bunlar şartlar oluştuğunda hükmünü icra eder, biz farkında olsak da, olmasak da; sonuçlar hoşumuza gitse de gitmese de. Nasıl ki yerçekimi kanunu diye bir fizik kanunu vardır; yukarıdan bırakılan her cisim kütlesiyle ve yerçekimi ivmesiyle orantılı bir hızla aşağı düşerse; mesela “ben bu kanunu tanımıyorum” diyen biri yüksekten atlamaya kalkıştığında 9.8 metre/saniye hızla aşağı düşer ve atladığı noktanın yüksekliği ve düştüğü zeminin sertliğine bağlı olarak ölür veya yaralanırsa; aynen bunun gibi, iktisadın evrensel yasalarına aykırı davranmanın da bir bedeli vardır ve yapılan hataların bedeli yüksek enflasyon, yüksek faiz, düşük büyüme ve ekonomik kriz olarak ödenir. Bu anlamda ekonomik krizler esasen bir “fiyat düzeltme hareketi”dir.