DÜŞÜNCE

Ezilen Herkesin Davacısı: Necip Fazıl

27 Mayıs 2020
24 yaşında Kaldırımlar şiir kitabıyla Türk Edebiyatına damgasını vurmuş; hayatı boyunca dev bir şahsiyet olarak edebiyata, fikre, siyasete, yayıncılığa farklı ve aykırı katkılarda bulunmuş Necip Fazıl Kısakürek'i Mehmet Çetin anlatıyor. Türk şiirindeki konumu, yayıncı kimliği, yayınları, siyasetle olan ilişkileri ve tartışmalı kimliğini merak edenler için söyleyişiyi Baha Yılmaz gerçekleştirdi.

Necip Fazıl'ı Nasıl Değerlendirmeliyiz?

27 Mayıs 2020
Adnan Tekşen, bu söyleşide kanaat önderlerini, ifratla tefritten uzak nasıl anlamamız gerektiği konusunu yeniden dikkatlerimize sunarken, bu kez ölümünün 37. yılı münasebetiyle bu bağlamda Necip Fazıl Kısakürek'i değerlendiriyor. Necip Fazıl'ı, içinde doğup büyüdüğü ortamın şartları içinde ele alan Tekşen, Necip Fazıl'ın temel özelliklerini yine bu çerçevede değerlendirmeye çalışıyor. Bu söyleşi konuya ilişkin bir yöntem ve yaklaşım sunması açısından izlenmeye değer. Söyleşiyi Tolga Avşar gerçekleştirdi.

Sahurdan Sehere-4: Beklemek Zor Kavuşmak Huzurdur

25 Mayıs 2020
Ey nübüvvet yolunun iz basarı! Adem’den Muhammed’e tarihteki nebevi yolculuğu tamamladık. Nübüvvet yolunun önderlerini tanıdık, sabırlı ve gayretliydi. İnsanoğlunun uzun geçmişinde İslam’ın yeniden ve yeniden öğreticileriydi onlar. Bu satırlara konuk etmediklerimiz vardı. Kur’an’da az ya da çok anılan İdris, Şit, İlyâs/İlyâsîn, Elyesa, Zülkifl, Üzeyir gibi peygamberler veya salih kimseler. Bir de hikayeleri nakledilmeyenler. Hepsine selam olsun!

Çanları Kim Çalıyor?

25 Mayıs 2020
Milli mensubiyetin, sosyolojik ve psikolojik olmak üzere iki boyutu bulunmaktadır. Bunun, burjuva milliyetçiliği ile alakası yoktur. Ekonomik hegemonyalarını siyasal alanda tebarüz ettirmek amacıyla hayali cemaatler yaratma projelerine ticari burjuvazinin işlerlik kazandırdığı bir vakıadır. Misak-ı milli, hâkimiyet-i milliye, istiklal-i tam sütunları üzerine çatılan ulusalcılığımız böyle bir hevesin ideolojik türevidir. Ama o günün koşulları başka bir alternatife mahal bırakmamıştır.

Boşluğu Ense Kökünde Gezdiren Adam: Necip Fazıl

25 Mayıs 2020
O bir dava adamıydı. O, dinin ve dindarın horlandığı bir dönemde, bir diriliş için ilk kıvılcımı çaktı. Necip Fazıl, dinin toplum hayatından itilmeye çalışıldığı, dini anlayışın çarpıklaştırıldığı, dinin şekle indirgendiği bir dönemde, dindar insanın kendine güveninin kalmadığı, dindar insanın adeta horlandığı bir ortamda  mücadelesini sürdürüyordu. Onun için dini şekle indirerek özünden soyan müslümanı uyarmaya çalıştı. Onun ham softa kaba yobaz tavsifi böyle bir endişenin ürünüdür.

Aliya İzzetbegoviç'te Kadın Anne ve Çocuk

25 Mayıs 2020
Bunları tam 50 küsur yıl önce söyleyen Aliya’dan sonra İslam dünyasında çok değişen bir şey olmadığı gibi Aliya, fikirleri itibariye sekülerleşen Müslümanlar için “demode” söylemlere sahip biri olarak mâhkum edilebilir. Bastığımız yeri kaybettiğimizde bize her yer yurt/suzluk olabilir. Oysa Aliya siyasette, ilimde-eğitimde, toplumsalda ve şahsiyet oluşturmada hakikat derdi taşıyan biriydi. Aliya’nın kadının gücüne dair yatığı vurgusuna, onun toplumsal itibarına kavuşturulması gerekildiğine dair düşüncelerine ve başta eğitim olmak üzere haklarına kavuşturulmasına dair söylemleri üzerinde İslam coğrafyası bağlamında düşünülmesi gerekir.

Zihinsel Kaos Örgütlü Dil

25 Mayıs 2020
Dogmatizme, skolastisizme karşı kendisini konumlandıran “bilim”in dogmatik-skolastik bir hüviyete büründüğü yalnızca bir tespit değil tarihte somut karşılığı olan bir gerçekliktir. Bu “Akıl Dini” sonraki yüz yıllarda “ayetlerinin” ruhunu örgün eğitimden sanat eserlerine, politik nutuklardan bilimsel makalelere, reklam metinlerine kadar her sahada “örgütlü bir dil” kullanarak “kitlelerin” ruhuna işler. Bu da bilim kavramını tanrısal bir kavrama dönüştüren onun karşısında hiçbir düşünceye yaşama hakkı tanımayan bir anlayışın gelişmesine neden olur.

Köye Geri Dönelim mi?

23 Mayıs 2020
"Biz de köy; sıkıntı ve mahrumiyet demek"tir diyor Hasan Boynukara. Köyden şehire gidişin ve tekrar köye dönüşün sebebi olarak ekonomiyi görüyor. Öncelikle köy anlayışının değişmesinden başlayarak, köyün revize edilmesi gerekliliği üzerinde ısrarla duruyor. Köyün ve köy anlayışının zorunlu revize edilmesinden sonra bilinçli ve planlı olarak köye dönüşün olması gerekliliğine değiniliyor. Şehire göç olunca sanki köy meselemiz kalmadı mı diye sorarak asıl krizin bu anlayış olduğunu vurguluyor Boynukara. Söyleşiyi Adnan Tekşen yaptı.

Siber Uzamda Görünerek Var-Olmak: Sosyal Ağlarda Mahremiyetin ve Benliğin Dönüşümü

23 Mayıs 2020
Sosyal ağlarda var olmanın tek yolu olan paylaşım etkinliği yalnızca başörtüsü, türban, tesettür, seccade gibi dini simgelerle sınırlı kalmıyor, aslında yeni bir beden tasavvuru ve kozmetik algı da dindar kadın ve erkek bedenleri üzerinden meşrulaşıyor. Görünmenin cazibesi artık sadece giyim kuşamla ilgili dini sembolleri değil, bizatihi kadın ve erkeğin plastikleşen imaj ve bedenlerini de birer aksesuara dönüştürmektedir. İnstagram “story”leri bir bakıma rengarenk kalıplarla simüle edilmiş mutluluk anları oluşturmakta, “dünyevi dindarlığın” piyasa kültürüne nasıl bir iştahla kucak açtığını hikâye etmektedir.