Kadın Cinayetleri ve İstanbul Sözleşmesi

11 Eylül 2019

Son günlerde İstanbul Sözleşmesi dolayımında kadın cinayetlerini değerlendiren ve cinayetleri yalnız bu sözleşmeye bağlayan bir söylem gelişiyor.

Eğer erkekler bu yasaya bağlı olarak kadınları öldürüyorlarsa daha büyük sorunumuz var demektir. Bu yasayı eleştirelim ve düzenlenmesi için çalışalım. Fakat şu an yasayı iptal etsek bile daha derinde yatan toplumsal sorunları çözmeden bu cinayetler durmayacaktır. Tam tersi kadını koruyan başka da yasa olmadığı için işkence dayak ve cinayetler daha da artacaktır. Bu yasanın yürürlükte olmadığı önceki dönemlerde kadınlar işkence görmüyor, katledilmiyor muydu? İstatistikler öyle göstermiyor. Ve o zaman kadınlar ya ses çıkarmıyor ya da medya bu kadar güçlü olmadığı sesleri için medyaya aksetmiyor, sorunlar karakolda polisin barıştırma adına kadını işkence gördüğü eve göndermesi ve kadının gidecek yeri olmadığı için bu durumu kader olarak kabul edip susmasıyla çözümleniyordu.

Bu yasanın yürürlükte olmadığı İslam ülkelerinde durum daha vahim. Sorun köken itibariyle sosyolojik, sonuç itibariyle psikolojik. Yani yaşanan sosyolojik ve kültürel değişimlerin yarattığı travmalara erkeğin verdiği tepkiler bir cinnete döndüğünde cinayetler çıkıyor ve medya sayesinde görünürlük kazanarak hepimize ulaşıyor.

Derin sosyolojik kültürel değişmeler ve kentleşme sonucu kadın, aile kurumu ve evlilik sözleşmesi büyük bir toplumsal değişime uğradı ve bunun sonucunda erkek ve kadın rollerinde büyük değişmeler oldu. Buna modernleşme diyoruz. Bu cinayetlerin birçoğu kentlerde oluyor. Kırsaldaki durumu medyaya yansımadığı, kadının susması nedeniyle cinayetle sonuçlanmadığı, işkence düzeyinde kaldığı için bilmiyoruz. Kadın artık geleneksel rollerinden sıyrıldı, yeni bir bağımsız statü elde etti ya da etmeye çalışıyor. Erkek bu yeni duruma kültürümüzdeki erkeklik algısı ve erkek yetiştirme töremiz nedeniyle henüz uyum sağlayamadı. Erkek kadını ve tüm aileyi evlilik sözleşmesiyle birlikte üzerinde her türlü tasarrufa sahip olduğu en önemli mülkiyeti olarak görüyor. Buna karşılık ekonomik krizler onu evini geçindiremeyen aciz bir duruma düşürdü. Yeni ekonomik düzen kadının da çalışmasını (ev dışında) zorunlu kılıyor. Bu durumda kadın çalışıyorsa evde erkekle eşit söze ve statüye sahip olmak istiyor. Erkek buna tahammül edemiyor. Aynı zamanda klasik kadın erkek ilişkileri ve namus anlayışı da değişti. Kadın artık erkeğin koruması gereken namusu değil.  Erkek bu ortamda kadınlarla istediği ilişkide bulunabiliyor ve namusunu korumada pek titiz davranmıyor. Bunu kadın yaparsa namus problemi oluyor. Boşanma eşiğine gelinince erkek ebedi mülkiyeti olarak gördüğü kadının boşanma sonrası ilişkilerine de tahammül edemiyor ve kontrol etmek istiyor. Şimdi bu yasa böyle bir ortamda tamamen kadından yana ve onun korunmasından ve hayatını istediği gibi sürdürmesinden yana tavır alıyor. Boşanma sonrası kadının istediği gibi yaşayabileceğini, yaşaması gerektiğini savunuyor ve bunun için erkeğin uzaklaştırılması, kontrol altına alınması ve etkisizleştirilmesi dahil her türlü önlemin alınmasını istiyor. Eğer yasanın yaptırımları uygulanırsa -ki uygulanması gerekir- mülkiyetinin elinden alındığını hisseden ve hayatta başka önemli bir kazancı ve mülkiyeti olmayan erkek çileden çıkıyor ve klasik namus silahına sarılıyor. Buna bir de cinselliğin değişen biçimleri eklenirse derinde daha psikolojik dehlizlere girmek gerekir. Eskiden kadın cinsel tatmin talep etmeyen erkeğe tabii, pasif bir konumdaydı. Şimdi medya ve değişen kadın erkek ilişkileri kadını daha özgüvenli ve cinsel tatmin talep eden bir aktöre dönüştürdü. Erkeklerin hayatın baskısı ve üzerlerine yüklenen ağır klasik erkeklik rollerinden dolayı yaşadığı baskı ve ağır travmalar onları kadını tatmin edemeyen, pasif, güçsüz bir konuma düşürdü. Kadın bu durumda ya boşanmak ya da yeni ilişkiler denemek istiyor. Bu da boşanmaya giden nedenlerden birisi. İşin bu yanı hiç konuşulmuyor. Fakat benim incelediğim birçok vaka da dipteki nedenlerden önemlisi de bu.

Sonuç: Erkek evin artık tartışmasız tek hâkimi olmadığını, evini doğru dürüst geçindirmeyi, eşini tatmin etmeyi, kadının kendisiyle eşit olduğunu, kadının kendisinin ebedi mülkiyeti olmadığını, boşandıktan sonra kadının hayatına karışamayacağını, namusun öldürerek temizlenmediğini, yasal hakları varsa bunları yasal yollardan araması gerektiğini öğrenecek. Öğreninceye ve erkekler terbiye oluncaya kadar da bu cinayetler devam edecek. Kadını susturalım, geleneksel dünyaya geri dönelim ve erkeğin egemen dünyasını yeniden tesis edelim ki cinayetler de dursun önerisi artık bir çözüm değil. Bunun için artık çok geç. Toplumsal değişimin önüne yasayla zorlamayla geçemezsiniz. Acı fakat gerçek bu.

Bana göre bu eşiği atlatırsak şu an için normal olarak kadını korumaya odaklanmış bu sözleşme asıl o zaman sorun olacak. Neden mi? Çünkü kadınlar bu sözleşmeyi kullanarak erkeğe dünyayı dar edebilir. Fakat şu an sorunumuz bu değil. Kısaca sorunumuz sadece bu yasa değil.

 

Gülşen Özkan uluskan

Son cümle çok önemli. Kadınlar da intikam için bu yasayı kullanır imkanı varsa olayı kadın erkek olarak değil insan unsuru olarak ele almak lazım, buna yasal ve eğitim sistemi düzenlenmesi gerekir. Sonuçta dünya hayvanlar ve doğa dışında akıl, düşünce ve uygulama doğrultusun da kadın ve erkekden ibarettir ve ayırt etmeden kadın erkek haklarını korumak gerekmektedir.

Cu, 09/13/2019 - 11:40 Kalıcı bağlantı

Yeni yorum ekle

Plain text

  • Hiç bir HTML etiketine izin verilmez
  • Web sayfası adresleri ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantılara dönüşür.
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünür.